Ana Sayfa / Genel / Psikanalitik Kurama Dair Birkaç Nokta

Psikanalitik Kurama Dair Birkaç Nokta

Psikanalitik kuram, Freud tarafından geliştirilmiştir. Zihinsel isleyiş ve bunun insanda gelişimi ile ilgili hipotezler topluluğunu ifade eder. Psikanalitik kuram; anormal zihinsel isleyiş kadar, normal zihinsel isleyiş ile de ilgilidir.
Psikanalitik kuram içerisinde çeşitli hipotezler birbirleriyle karşılıklı olarak bağlantılıdır. Burada en çok doğrulanan ve giderek zihnin belirlenmiş konuları olarak görülen temel varsayımlardan ikisi: ruhsal determinizm yani nedensellik ilkesi ile bilinçliliğin ruhsal süreçler (proçes) içinde daha çok istisnai bir durum olduğu ilkesidir.

Ruhsal Nedensellik İlkesi

Fizik doğamızda olduğu gibi, ruhsal yaşantımızda da hiçbir şey veya olay sansa, tesadüfe bağlı değildir. Her ruhsal olay, ondan öncekiler tarafından belirlenmiştir. Freud’a göre insan davranışı nedensiz değildir. Ruhsal olaylar, neden – sonuç bağıntısından yoksun değildir. Bu anlamda zihinsel yasamda bir süreksizlik söz konusu değildir. İnsanin ruhsal dünyasındaki süreçler kendiliğinden oluşuvermez, çeşitli nedenler çeşitli sonuçları doğurur.

İnsan durup dururken ağlamaz, göz yaslarının bir nedeni vardır. Bir şeyi unutmak ya da gerekenden başka yere koymak günlük yasamda sık karşılaşılan durumlardandır. Böyle durumlara “Bir kaza oluverdi” denilir. Bu türden bir çok kaza ve oluverdinin altında yatan faktörler Freud ve sonrakiler tarafından incelenmiş, izah edilmiştir. Görülen rüyalar da zihinsel nedensellik ilkesine uymaktadır. Her düş daha doğrusu her düş içindeki her görüntü diğer ruhsal olayların sonucu olduğu gibi, düş görenin ruhsal yaşamının tümüne de düzenli ve anlamlı bir biçimde bağlıdır.

Anormal ruhsal olaylarda da nedensellik ilkesi rol oynamaktadır. Niteliği ne olursa olsun her ruh hastalığı belirtisine diğer zihinsel süreçler neden olmuştur. Buna karşılık hasta bu belirtileri benliğine yabancı ve zihinsel yaşamının bütünüyle tamamen bağıntılı olarak görür. Hasta varlığının bilincinde olmasa da bu bağıntılar vardır.

Bilinç Dışı Zihinsel Süreçlerin Çokluğu, Bilinçli Süreçlerin Daha İstisnai  Olduğu İlkesi

Zihnimizdeki pes peşe oluşan olayların pek çoğunu bilinç dışı olmaları yani bizce seçilip bilinmemeleri zihinsel yaşamımızdaki görünür süreksizliğin nedeni olur. Herhangi bir duygu, düşünce, düş ya da hastalık belirtisinin neden-sonuç bağıntısı yok gibi görünüyorsa bu söz konusu bağıntının bilinçten çok bilinç dışı süreçlerle ilgili olmasındandır. Bilinç dışı nedenler ortaya çıkarılabilirse neden-sonuç ilişkisi kurulur. Ancak bilinç dışı zihinsel olayı her seferinde yalın ve rahat bir biçimde ortaya çıkarabilmek çok güçtür. Bugün bilinç dışı zihinsel süreçleri dolaysız izleme olanağı veren bir yöntem (psikanaliz, dil sürçmelerinin, rüyaların tahlili, hipnoz) yoktur. Bu süreçleri incelemek için kullandığımız bütün yol ve yöntemler dolaylıdır.

Bu yöntemlerden en yeterli ve güvenilir olan birisi Freud’un seneler süren bir dönem içinde geliştirdiği psikanaliz’dir. Bu yolla gizli ve hiç farkına varılamayacak ruhsal olayları bulmuş ve ayırt etmiştir.

Freud ruhsal süreçleri 3 gruba ayırarak incelemiştir:

– Id (alt ben):

Doğuştan var olduğu kabul edilen, tamamen bilinç dışı fonksiyon gören, haz-zevk ilkesine göre çalışan sürekli doyum peşinde kosan, bünyesinde cinsel ve saldırgan temel dürtüler ile bunların türevi olan başka bir çok dürtüyü barındıran bir ruhsal süreçtir. Ayrıca ölüm dürtüsünü (theanatos)de bulundurduğu kabul edilir. Eski Türkçe karşılığı “nefis” kavramı ile ifade edilebilir.

– Ego (ben):

Id’in bir kısmının matürasyonuyla (olgunlaşmasıyla) oluştuğu (doğuştan var olduğunu savunanlar da vardır) kabul edilen bilinçli ve bilinç dışı fonksiyon gören gerçeklik ilkesine göre çalışan erteleme, yerine koyma yetenekleri olan, id-süperego-çevre arasında koordinasyonu sağlayan bir ruhsal süreçtir.

– Süperego (üst ben):

Kaynağını değer yargılarından, toplum normlarından, dini kurallardan alan kısmen bilinçli, kısmen bilinç dışı fonksiyon gören, gelişimini 4 yas civarında büyük ölçüde tamamlayan, daha çok engelleyici, frenleyici rol oynayan bir ruhsal süreçtir. Eski Türkçe karşılığı “vicdan” kavramı olup vicdani sızlamak, vicdanin sesini dinlemek gibi kavramlar süperego ile ilişkilidir.

Normal şartlarda bu 3 komponent arasında genellikle bir uyum vardır.

a. Id’den dürtü gelir, ego bunu algılar, süperegonun izni ile ve çevre de uygunsa uygun nesneye yatırılır ve doyum sağlanır. Patolojik hallerde uyumsuzluk söz konusu olabilir.

b. Şayet ego yetersiz, süperego baskıcı, kati veya çevre uygun değilse dürtü nesneye yatırılamaz ve bu durumda doyum yerine konflikt (çatışma) ortaya çıkar.

İnsan bazı biyolojik veya psikolojik dürtülerini her istediği anda, yerde ve şekilde doyuramaz. Çocukluktan başlayarak ihtiyaçların doyurulması için belli zaman ve yerler olduğunu, bazı ihtiyaçlarımızı feda etmeyi daha değişik yollardan doyurmayı öğreniriz. Çocukluğun ilk yıllarında hakim olan haz ilkesi (pleasure principle) yavaş yavaş yerini gerçeklik ilkesine (reality principle) bırakır. Fakat ihtiyaçlar kaybolmaz. Devam eder ve organizmayı yönlendirir. Bir yanda amacı doyum olan ihtiyaç ve dürtüler ve bunların haz ilkesine bağlılığı öbür yanda dürtülerin çevresel koşullara ve yasam gerçeklerine uygun olarak yerine ve zamanına göre doyumu sağlamaya çalışan güçler vardır. Bunlar her zaman bir denge içinde olmazlar. Idden gelen uyaranlar ile süperegonun yargılayıcı, tehdit edici güçleri karsılaşırlar. Ego bir takim mekanizmalar yolu ile bunu baskı altına almaya çalışır. Herhangi bir iç ya da dış uyarana bağlı olarak ruhsal denge durumu (homeostasis) tehdit altına girdiğinde bireyde anksiyete (bunalım) meydana gelir. Bu içsel çatışmadan kaynaklanan bir korku halidir. Bir tehlike vardır. Birey bunun ne olduğunu bilemez.. İste bu kaygıdan kurtulmak için ego birçok savunma yolları geliştirmeye başlar. Bunlar egonun bilinç dışı patolojik savunma mekanizmaları diye bilinir. Bunların biri dışında (Supresyon=Bilinçli bastırma) hepsi bilinç dışı mekanizmalardır. Her insan bunları sürekli kullanır. Aralarında patolojik olmayanlar da mevcuttur. Bu ilkel mekanizmaların aşırı ve yersiz kullanımı kişide kullanılan mekanizma veya mekanizmaların türüne göre çeşitli mental hastalıklar ortaya çıkar. Yani yağmurdan kaçarken doluya tutulma söz konusudur.

Yazar: Ozan AKDÖKER

Bu da Var

Panik Atak Kitapları – Panik Atak İçin Kitap Önerileri

Merhabalar değerli takipçilerim, bugün sizlere kendinizi mutlu hissedeceğiniz ve sizin hayatınıza belli bir amaç katacak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir